5 Şubat 2018 Pazartesi

Huzur Nerede Aranır Vincent

Vincent'in Paris'te geçirdiği son kış ayında resimlediği otoportresi, Eylül-Kasım 1887.  

‘Yılın sonuna doğru farklı bir adam olup çıkacağım. Bir yuvam olacak ve sağlığım konusunda huzura ereceğim. Böylece burada vaktinden ince soluksuz kalıp göçmemeyi umabileceğim.’

4 Mayıs 1888


ARLES
Paris’e yerleştiğinden beri yılın yarısını yağmurlu geçiren bu şehrin ışığının kendisine uygun bulmadığını sık sık dile getiren Vincent Van Gogh, 20 Şubat 1888 tarihinde burada geçirdiği iki yılın sonunda yanına izlenimcilerin uçuculuğunu alarak Arles’a giden bir trene biner. Artık hayatı ve sanatı için umut dolu yeni bir sayfa açılmıştır. Arles’a gelir gelmez bir lokantanın üst katında bulunan Hôtel Carrel'den, günde beş frank ödediği bir oda kiralar. Henüz kendisine model olacak birini bulamadığı için Arles'ın çevresindeki ağaçları, çiçekleri, dağları resmeder. Paris’te hasret kaldığı doğaya özlemini giderir, yetersiz beslenme ve alkol yüzünden gitgide bozulan sağlığının doğa yürüyüşleriyle iyiye döneceğini umut eder.
Arles’da geçirdiği ilk günlerini kardeşi Theo’ya şöyle yazar:
‘Yolculuk boyunca seni de en azından görmekte olduğum yeni diyar kadar düşündüm. Ama ileride belki de sen de buraya sıkça gelirsin diyorum içimden. Bana öyle geliyor ki insanın huzuruna ve iç rahatlığına tekrar kavuşacağı bir sığınağı olmadıkça, Paris’te çalışabilmek neredeyse imkânsız. Bu olmadan insanın düpedüz uyuşuk hale gelmesi kaçınılmaz.’
Vincent van Gogh, Bridge at Arles, 1888
Vincent, Arles’da geçirdiği on beş ay içinde yaklaşık yüz eskiz, iki yüz yağlı boya resim ve iki yüzden fazla mektup yazmıştı. 
Vincent Paris’te yaşadığı dönemde birçok sanatçının atölyesinde birlikte çalışma imkanı bulmuş ve çoğu ressamla yakın ilişkiler kurmuştu. Bu sayede renk ve fırça kullanımını geliştirmiştir. Sanatını kökten değiştiren Japon sanatıyla da Paris’te tanışmış, yüzlerce Japon baskısını toplamıştı. Ama Arles’a gelişi onun Japon sanatına duyduğu ilgili bile azaltınca kız kardeşine ‘Kendi kendime Japonya’da olduğumu söylüyorum, geriye gözlerimi açıp çevremdeki her şeyi sindirmek kalıyor.’ diye yazmıştı. Paris’te bulamadığı ışığı, Güney’in ışığını Arles’da bulmuştu.
 SARI EV
Arles’da ikinci evi yine bir kahvenin üst katında Café de la Gare’de kiraladığı oda olmuştu. Ama tek göz oda onun hayallerini gerçekleştirmesi için yeterli değildi. Amacı onunla aynı hedefi olan sanatçıları bir araya toplayıp, birlikte çalışarak üretecekleri bir sanatçı kolonisi oluşturmaktı. Bu amacı uğruna ilk adımı mayıs ayında Lamartine meydanındaki dört odalı, yeşil panjurlu o ünlü Sarı Evi'ni kiralayarak attı. Daha ilk günden hiçbir zaman elde edemediği huzuru bu evde bulduğuna inanıyordu. Theo’ya yazdığı mektubunda bu evdeki yatak odasında bulduğu sükunu, iç huzuru ve dinginliği anlatır:
‘Sevgili Théo,
Odayı gözlerinde canlandırabilmen için bir krokisini yolluyorum. Beni sorarsan, iyiyim. Gözlerimin yorgunluğu sürse de, yeni düşüncemi kafamda planlamaya ve sana anlatmama mani olamadı. 30 numara tuvale yapılmış bir tablo daha. Bu kez söz konusu sadece yatak odam, rengin her şey kabul edildiği, ve sadeliği kadar nesnelerin de tarzları bakımından yüceldiği bu resim insanda dinlenme ve daha da ötesi uyuma isteği doğuruyor. Tek sözcükle, resme baktığında beynin ve imgelemin dinlenecek. Duvarlar soluk mor. Zemin kiremit rengi. Yatağın ve iskemlelerin ahşabı taze tereyağı renginde. Yastıklar ve çarşaf yeşilimsi limon rengi. Battaniye cırtlak kırmızı. Tuvalet masası portakal rengi, leğen ise mavi. Kapılar leylak rengi. Hepsi bu, kepenkleri kapalı bu odada başka bir şey yok. Kaba hatlarıyla mobilyalar da önüne geçilemez bir sükunu simgeliyor. Tablolardan iskemlelere kadar her birinin kendine özgü bir karakteri var. Örneğin yatağın sağlam yapısı dayanıklılığı ve huzuru yansıtmakta. Duvarda asılı portreler, ayna, havlu ve birkaç elbise. Çerçeveye gelince, resimde hiç beyaz olmadığına göre, beyaz olmalı. Yakalaması zor olan huzura meydan okumak uğruna bunları yapmalıydım. Konu üstüne daha da çalışacağım, ama konseptin ne denli basit olduğunu görüyorsun. Gölgeleri de yok ettim, resim adeta bir Japon estampına dönüştü. Sana uzun uzun yazamıyorum, uyumam gerek zira sabahın köründe kalkıp resme devam edeceğim. Ancak böyle bitirebilirim kısa zamanda resmi. Ağrıların ne alemde, bana yazmayı ihmal etme. Bana kısa zamanda yanıt vermeyi unutma. Sana bir gün diğer odaların da krokisini yollayabilirim.’*
Vincent’in burada bahsettiği ‘salt dinginliği’ temsil yatak odasının tablosu, Theo‘ya yazılmış mektupların on üç tanesinde daha karşımıza çıkar.
Vincent van Gogh, The Yellow House, 1888 .
Birinci katta, köşedeki iki panjuru da açık olan pencere Paul Gauguin kaldığı oda. Diğer pencerenin altı ise Van Gogh'un yatak odasıdır.

YATAK ODASI
Arles’daki Yatak Odası Van Gogh’un ürettiği üç ayrı resmin ortak adıdır. Resmin ilk versiyonuna bakacak olursak 17 Ekim 1888 tarihli "yatak odamın resmini bu akşamüstü bitirdim" dediği mektubu sayesinde resmin tamamlandığı kesin tarihi de biliyoruz. Yeşil panjurları kapalı olan duvarları soluk mor, zemini kiremit rengi ahşap zeminli bir odaya bakıyoruz. Duvardaki resimler de yine kendi yaptıklarından. Sağdaki portrelerden biri Paul-Eugene Milliet, diğeri Eugene Boch‘a ait. Yatağın arkasında ise yine aynı dönem yaptığı Kayalıklar ve Meşe Ağacı isimli resmi asılı. Kompozisyonu oluşturan birçok öğe, resmin üst sınırı tarafından kesilmiş durumda : duvarlar, kapılar, pencere ve tablolar. Bir çok öge de çift resmedilmiş: iki yastık, iki iskemle, iki portre, hatta iki kapı görüyoruz. Bu kapılardan solda olanı, Gauguin için düşündüğü odanın kapısı.
1888 yılının sonlarına doğru Vincent’in ısrarları sonucu ziyaret etmeyi kabul eden Gauguin ile iki ay bu evde ve Arles çevresinde birlikte resim yaptılar. Ama Gauguin küstah bir adamdı ve baskın karakteri Van Gogh'u hayal kırıklığına uğratmıştı. Şiddeti giderek artan tartışmaları Vincent’i bunalıma sürükledi ve bu tartışmalar onun kendi kulağını kesmesiyle son buldu. Gauguin Sarı Evi’i terk etti, Van Gogh ise kısa süre sonra kendi rızasıyla Saint Remy’de Saint Paul de Mausole akıl hastanesine yattı. Hastanede açık havaya çıkıp resim yapamadığı zamanlarda ya bitmemiş resimlerini tamamlıyor ya da eski resimlerinin kopyalarını yapmaya başlamıştı. Kopyaladığı resimlerden biride belki o günlerde özlemini duyduğu huzur dolu Sarı Evi’nin yatak odasıydı.
İkinci versiyonu o hastanedeyken tablonun bir su baskını nedeniyle hasar gördüğünü öğrenince yapmıştı. Bu versiyonda zemin ve duvarlar ilkinden farklı boyadı. Farklı olan başka bir detayda sehpanın üzerindeki eşyalardı. Üçüncü versiyon ise diğerlerinden daha küçük olarak ailesine göndermek için yaptı. Burada ressam arkadaşlarının portresinin yerine kendi otoportre ve kız kardeşinin portresini yerleştirmişti.
Vincent van Gogh, Bedroom in Arles, 1888

Vincent resmin üçüncü versiyonunu tamamladıktan on ay sonra intihar etti. Theo’ya yazdığı son mektubunda hayatı boyunca aradığı ama asla bulamadığı huzurdan bahsetmemişti. Ama çalışmaları uğruna nasıl bir hayat geçirdiğini özetlemişti:
‘Böyle işte, ben, kendi çalışmalarım için yaşamımı tehlikeye atıyorum, bu çalışmalarım uğruna yarı-deli bir insan oldum -olsun, kabul-.’

Kaynaklar
Dostlukla, Seçme Mektuplar Vincent Van Gogh, Yapı Kredi Yayınları
Theo’ya Mektuplar, Yapı Kredi Yayınları

(Bu yazı Ocak 2018 tarihinde Skyroad dergisinde yayınlanmıştır.)




1 yorum:

  1. elinize ve emeginize sağlık. güzel bir yazı. Bir rica; Van gogh kulağını tama olarak neden kesmiş bilginiz var mı?Bu konuyu ele alan bir yazı oldukça değerli ve ilginç olacaktır bana göre.

    YanıtlaSil